ana sayfa

oyunlar

program

basın

siz

iletişim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yetmisbirliler

From:pesen <pesen@boun.edu.tr>

To:<Yetmisbirliler@yahoogroups.com>

Subject:[Yetmisbirliler] Tarık'ın Oyunu

Date:Sun Apr 16 21:53:31 EEST 2006

Keyif saatlerim Cihangir'deki FiruzağaCamii'ninönündeki
eski ve meşhur çayhanede taze dem çay, sigara böreği ve
pek sevdiğim, tiyatrocu bir hanım arkadaşımın tatlı sohbetiyle başladı..

O çayhaneyi bilir misiniz? Ya da şöyle sorayım: Bir zamanlarki
Kalamış Köhne çayhanesini hatırlar mısınız? Aynı espridedir ikisi.
Semt sakinleri, yazar çizer sanatçı takımı, üniversiteli ve üniversitesiz
gençler, feministler, 'gay'ler, lezbiyenler, müslimler ve gayrimüslimler,
hepsi, günün her saati oradadır.. Sevimli, canlı mı canlı bir İstanbul
mikrokozmosu yani.. İnsanoğlunun neredeyse her yüzü, her türü orada..

Vakit akşamüzeri.. Az sonra az aşağıdaki Tahtacı yokuşunda,
hemen sağdaki bilardo salonunun altında, mahzen ya da kömürlükten
bozma bir salonda bir tiyatro oyunu başlayacak.. Salon ilginç: Bakkal
dükkanına girer gibi, demir kapıyı itip dosdoğru küçücük anfiye giriyorsunuz..
Aşağıda sahne.. Bekleme salonu filan yok, büfe, tuvalet yok.. Bu gereksinimler
için yukarıdaki bilardo salonunu kullanabilirsiniz.. Perde arasında tuvalete
gideceğimiz tuttu, bilardo salonuna girdik, tuvalet kapısında bir yazı:
"Dışarıdan gelenler kullanmasın!" Haydaa, demeye kalmadı, güleryüzlü
bir salon çalışanı, "Buyrun kullanın," dedi, "Tiyatrodan gelenlere açık..
" Ne hoş!

Neyse, oturduk.. Ha, gişe filan da yok, para mara ödemedik girişte.. Herhalde
daha sonra birisi minibüs muavini misali toplayacak, diye güldük kendi kendimize..

Oyun başladı. Sahnede Neron, anası Agripina, diğerleri, ve Seneca arzı
endam ettiler tek tek.. Roma'dan neredeyse 2000 yıl sonra Cihangir'in
bir yeraltı mahzeninde!...

Tarık Günersel kardeşimizin "Neron ile Agripina" adlı iki perdelik
(50+50 dak) oyunu ağır ağır sardı bizi.. Tarık'ın sakin ve rahatlatıcı
kişiliği gibi sakin, dingin seyreden oyun boyunca, Tarık'ın şair özünden
gelen çarpıcı, sevimli, keskin ve zaman zaman ince bir mizahla süslü
aforizmaları peş peşe aktı içimize..

Seneca rolünde Tarık, kendine yakışan, hatta kendini ifade
eden durmuş oturmuş bir oyunculuk sergiledi..

Hiç unutmam, Kolej'deyken, belki Orta-2, belki Orta-3'ün sonundaydık,
okulun son günüydü, birisi bir film kamerası getirmişti son günü
çekmek için.. Tarık o kamerayı sahibinden istedi bir an için.. Kamerayı
eline aldı, düşünceli düşünceli tuttu, baktı kameraya, kamerayla önemli bir film çeker
gibi ciddi ciddi çevreyi taradı, ve kendi kendine, "İşte hayatımın
böyle geçmesini isterim," dedi.. Benim kendisini dikkatle izlediğimi, söylediklerini
duyduğumu farketmedi bile.. Tamamen kendi kendineydi o sırada.. Tıpkı,
yıllar sonra bugün, geçmişteki o anda düşlediği pek çok başarıya imza atmış
bir oyun yazarı ve oyuncu olarak, o sahnede kendi kendine olduğu, çağlar
öncesinin Seneca'sında, Neron'unda, Agripina'sında kendini, insanı,
Firuzağa çayhanesindeki çok yüzlü, çok maskeli insan türlerini anlattığı gibi..

Tarık'ın oyununa gitmeyenler çok şey kaybetti.. Oyundan alınacak çok
ders olduğu gibi, Cihangir'in bir mahzeninde, kimsenin bilmediği bir mekânda, yoktan bir tiyatro var edilmiş olmasından alınacak da çok ders var..

Oyun bitti, kimse para istemedi.. Sonra farkettik ki orada bir genç arkadaşa
veriliyor 20şer YTL.. Bağış gibi..

Tarık'ı kutladık çıkışta.. O gitti.. Ben de arkadaşımla çayhaneye
yollandım, keyfimizi, başladığımız gibi birer çayla noktalayalım diye..